Shop Mobile More Submit  Join Login
About Literature / Hobbyist Eray Devrim Duman28/Male/Turkey Recent Activity
Deviant for 9 Years
Needs Core Membership
Statistics 175 Deviations 193 Comments 12,591 Pageviews
×

Newest Deviations

Random Favourites

Activity


Merhaba,

Yeni bir şeye başladım. Olur mu, güzel mi bilemem ama beğenirsiniz umarım.

Saygılar,

yazaroyku.blogspot.com.tr/
  • Listening to: sky
  • Reading: sky
  • Watching: sky
  • Playing: sky
  • Eating: sky
  • Drinking: sky

Mature Content


or, enter your birth date.


Month

Day

Year*
Please enter a valid date format (mm-dd-yyyy)
Please confirm you have reviewed DeviantArt's Terms of Service below.
* We do not retain your date-of-birth information.
Tam Sayısını Bilmiyorum


Kabalık var serde. Öküzlük bilimum. Benden nefret edin istiyorum, nefret edin benden, benden nefret edin. Olası da yok. Yavaştan kaybediyorum. Kimse kaybedenden nefret etmez, en fazla acır... yine de bu dünyada kaybedenden nefret edenler kazanır.

Büyük laflar etmek dededen kalma değil. Bizim sülale konuşmamayı seçmiştir ki babadan oğlula, dededen toruna ağızlar mühürlü... ben, biriktiği noktayım belki ya da tam tersi kendi çapımda bıdırdıyorum; belki de onlar akildi, ben mahkum... ya çok düşünüyorum ya da hiç düşünmüyorum.

Herkes beni “Kendinden şüphe etmez.” biliyor. Ben kendimden nefret ediyorum.

Düşünmek elim ya da zulüm değildi eskiden. Şimdi herkes düşündüğünden ve düşünceleri genelde düşünmek istememek üzerine şekillendiğinden; düşünmek elim ya da zulüm. “Cehalet mutluluktur.” cümlesini ilk kuran adam sopalık. Emin olun sopalık. Düşünürken düşünmemeyi öğretti koca medeniyete; paradoks düşkünü pezevenk, ironi düşkünü yavşak. Karşımda olsa iki tane çakardım ki sen kimsin köpek bütün soruların cevabını bulmuş gibi... “cehelet mütlülüktür.” heh öyledir. Sen mutlu olmayı düşünerek çözemedin diye... bizim kimyamızı bozmak zorunda mısın? Hayatta bir şeyin zevk verdiğini öğrenmek ve ondan sonra o olmadan yapamamak bilge geçinmek değil, bağımlılıktır. Varolmak dediğimiz bütün bilgiye hakim olmak, her şeyi yaşamış olmak değil ki, varolmak dediğimiz kendi dünyanda sadece insan olmak. Kapital bilgi felsefesini bile bozmuş. Biz de buna inandık vesaire.

Ben inanmadım mı? Yalan yok, bayrakla gezdiğim günler olmuştu. O zamanlar güzel sanatlar okuyan genç kızlara tabiri caiz ise hastaydım. Aman FSM nasıl  da sanat akıyordu dudaklarından? Yüz kere sevişirdin ama bir kere içten sarıldığını göremezdin. Göremedim. Göremedik. Yatakta basmadık yer bırakmıyorlardı tabi ki; “cehelet mütlülüktür.” mottosundan yola çıkıp bütün porno filmleri izlemişlerdi. Seks cehaletin karşıtıydı onlar için, çok acayipti. Halbuki milyonlarca yıldır sevişmek en büyük amacı olmuş bir toplumun parçasıydılar. Yine de blowjobun, türkçe ne dersiniz, deri sünnetli olduğu için blow olmaz, işçiliği yüksek yine de... dil ustalığı (burada bir kısım edebiyatçı alınmış olabilir, az yalamadınız değil. Hişş...) evet dil ustalığı diyebiliriz. Depresif, mutsuz, cehaletten tamamen arınmış bir şey onlar için. Sekste sınır tanımamak!.. ulan felsefeden nereye geldik?.. beni de bozdunuz hainler. Şu hayatta ama en hayvanca duyguları kendini sanata yakın hisseden insanlarla yaşadım, o da var. En normali reklamcıydı. O sıralar çok sarhoştum vesaire...

Neyse, konumuza dönelim. Önce toparlamak lazım, öküzlük var serde ve benden nefret edilsin istiyorum, ben de kendimi sevmiyorum ve nefret ediyorum, bunun ortak bir nokta yaratacağını düşünüyorum, sülalede tek zıpçıktı benim, cehalet mutluluktur lafını ilk eden kişi tam bir göttür, seksi modern insan bilgi birikimi olarak görüyor... filan. Genel başlık ne olmalı? Doğulu toplumların ilerici zihniyeti Amerika redneck'inin ötesine geçemez... nıck. Beni seks bozdu... nıck. Nefret? Nefretti mevzu.

Benden nefret edilsin istiyorum. Çok da istemiyorum da... yıllar boyunca denk geldiğim tecrübelerden yola çıkarak, bana karşı sevgi duyanların sevgi yoğunluğu ile bana karşı nefret duyanların nefret yoğunluğu baya farklı. Nefret, asıl olarak, cehaletten gelen bir şey ve gerçek cehalet nefreti doğuruyor. Bilgi versus cehalet değil de nefret versus bilgi aslında olay. Tabi cehalet illa bilgiden mi nefret etmek zorunda? Hayır. Sadece cehalet yüzünden başka bir cehaletten nefret edebilir. Yine de cehaletimden de olsa, bilgi birikimimden de olsa, belki de ikisiyle de alakalı olmayan tavırlarımdan da olsa; insanların benden nefret etmesi güzel. Anladım ben onu. Çözdüm. En büyük bilmeceyi çözdüm. Sevenler seni yaşatmaz ama nefret edenler ebedi kılar. Çözdüm ben. Harbi çözdüm.

Neyse, şaka bir yana, sevmeyi öğrenip de nefret etmeyi unutverseydik az biraz, bence şekil olurdu. Bu benim cahilliğim tabi. Halbuse blowjob teknikleri daha çok bilgi ve birikim gerektiriyor.

Saygılar.

Eray.
102,04081632653061224489795918367

Yüzde iki çekme kendini benden sonra yaklaşırken onlara. İki fazla, iki abartı, iki kaçmak gibi yahut kaçamak gibi. Benden olmazdı zaten, çekmeye değmez ki dayama ağzını kalemlere, yüklenme kağıtlara; bırak... bırak ben yazarım en kötü ki en kötü benimdir veya benim!dir. Ayak parmakların ayaklarına doğru çekilmesin parmak uçlarında değilsen, hafifletme gülümsemeni ve kesinlikle kıkırda. Yüzde iki daha fazla kıkırda. Kıkırdamak sana göre veya yakışıyor.

Temmuz, sandalyeni çekmiştim geleceksin diye. Geç kaldın veya ben erken geldim; bu kısım bulanık, yine de sandalyeni çekmiştim geleceksin diye. Tamam, bira da söylemiştim. Gelmeni beklememek, kimsenin gelmesini beklememek adet gibi bende mevzubahis bira ise. Yorgundum. Üzerimde neyin yorgunluğu vardı bilmiyordum, üzerimde şimdi neyin yorgunluğu var hala bilmiyorum. Yorgundum ve yorgunum. Hatırlamadığım şeylerden sebep, hatırlamak istemediğim şeylerden sebep, seninle doldurmak istediğim beyin kıvrımlarım da belki sebep; düşesim var.

Öpüşüverdik selam mahiyetinde, gülümseyerek oturdun. Kelebekler kanat çırpıyordu saçlarında, ta karnından kaçıvermiş, en son saçlarında tutsak kalmışlar gibiydi. Yüzüne dokunmak istedim, dokunmadım; dudakların dikkatimi dağıtmıştı. Saçlarını kulağının arkasına doğru bir yolculuğa gönderesim geldi, bilet bulamadım; elmacık kemiklerinde hayallerimi sektiriyordum. Dokunmadım sana. Sana dokunamıyordum. Karşımda bira bardağı eşliğinde kıkırdarken, gülümserken, hani eskiler ne der, cilvelenirken ben karşında durup da dinlemelerdeydim. Kaşındık. “Başka bir yere mi gitsek?” dedik. Hangimizin ilk söylediğini (ben) belirtmeyeceğim ki biraz gizemli olsun. Yürüyorduk. Kadıköy'ün taş döşemeli sokaklarında geziyordu ayaklarımız.

Yürüyesiye... belin geldi aklıma. Elimi belinin soluna, hafif aşağıya, kalçandan destek alacak vaziyette atmak için yanıyordum. Elimi beline atmamın ama bir anda aramızdaki ilişkiyi değiştireceğini de biliyordum. “YAP! YAP! YAP!” diye dürtüyordu kalbim; kan dolaşımını kullanarak sol kolumu. Sokağın sonuna yaklaşırken, sonları sevmem ben, elim düştü beline ve bana döndün, seni kavradım. Öpücük kondurasıya halim yüzünden bir anda dudaklarımı yanaklarının bitip dudaklarının başladığı yerde buldum. Iskalamam bir yana, arkadaşça bir öpücüğü de becerememiştim. Kafanı eğdin ve bakıştık, sen altmış, ben doksan derece birbirimize bakıyorduk. Zaman yavaşladı. Bir yaprağın yere düşmesi ki normalde o an saçlarından düşse altı saniye alacak iken, üç gün sürecek gibiydi. Dudağını kaplayan nispeten ölü deri, dudağımın içindeki canlı deriye ki dudaklarım soyuluyordu; altı saatte dokunuverdi ve başladı her şey. Kadıköy cıvıldıyordu; bize özel mi bilinmez. Bize özeldi sanırım, o sokaklarda zamanın yavaşladığına ilk kez tanık oluyordum.

...

Seni son gördüğümde, içimdeki en büyük istek beraber solun sonunu anlatan bir belgesel izlemekti. Niye bilmiyorum. İyi değildin. Seni son kez göreceğimi bilmiyordum ama yine de sarıldım sana ve hafif bir yanma hissettim akciğerin dibinde. Tekrar görüşeceğimizden kesinlikle emin olan ayakların, merdivenleri yavaş adımlarla ezdi. Osmanbey sokaklarında istikametimi bulmaya çalışırken ise aradın, fenaydın. Koşar adım geri döndüm, zıp zıp tırmandım merdivenleri ve hızla çaldım kapını. Titriyordun. Kötüydün. Yine de beni uğurlamak istiyordun, üzülüyordun sanırım. Seni son kez gördüğümde öpmedin beni. Son kez öpüşmek hikayemizde yokmuş demek ki.

Merdivenleri inerken, mırıldanıyordum. Emin değildim ama son gibi hissetmiştim. Doğru hissettiğimi anlamam zaman aldı.

Şimdi ise yalnız veya yanlış hissediyorum. Sonuna gelirken, sen çuha, ben tırtıl; sanki sonumuz belli: ışık kayıplara karıştı. Sen o yana bakarken ben rüzgarın götürdüğü yer, sen haklı ben haksız, ben maşuk sen aşk, ben sebep sen sonuç, sen gece, sen gündüz, sen ses, sen adım, sen rüzgar, sen deniz, sen son, sen var.

Nasıldı o şiir?

...
yaraya bere takmış, çıplak seslerin arasında
tir tir titriyorum sırtımda eski bir ceket, yanımda sen eksik
sarı siyah; istanbul hikayelerinin renklerinde yürüyorum
sana bakarken işte, arkanda galata
sen bana meşhur, ben sana müşkül
şahsıma munasır korkum acıtıyor tenimi
...

Sevmeyi beceremiyorum ben, sevmeyi beceremiyoruz biz, öğrenmek elzem, düşeyazmalarımız hakkımız ki inkar etmem. Senden geçen ben, titriyorum hafiften ve karardı beynimin sokakları. Senden geçmeleri sevmiyorum. Yine de geçmiş olayım; reaksiyonları sonlanmaya yakın, sönük bir yıldız da olsam, gözüne düşsem yalnız bana yeter sanırım.

Eray Devrim Duman
sonun içinde


içime yaslanıvermişsin kolların bağlı
kafan düşük, aklında sigara var
yansa dünya yanar havaların pırıldıyor saçlarının arasından
tek ayak üstündesin; öbürü duvarda geziyor
ve bir şarkı tutturmuşsun bizden
mırıldıyorsun mırıldanmalarıma inat

“ellerim gezse saçlarında” diye ölmeyi göze alan kalbim elinde
hayal ediyorsun, güz tıkırdatıyor zemini sayamadığım parmaklarıyla
ben düşmüşüm sana, omzuna gömülüyorum
göğüslerinle aramda 20 milimetre mesafe
katlanmak zor mesafeye ki biliyorsun; dokunsan tutuşur tenim
kafam seninle kaynıyor; koca bir kazan

...

ben sevgili, yaraya bere takmış, çıplak seslerin arasında
tir tir titriyorum sırtımda eski bir ceket, yanımda sen eksik
sarı siyah; istanbul hikayelerinin renklerinde yürüyorum
düşerken ürpersin diye üzerine titriyorum gördüğüm yaprağın
yağmur ki içini karartmış toprağın; dallar korkak, kökler karanlık
un ufak olmuş gecenin dibine düşen fıstık kabukları
bende zemin bu, kiminde tabağın içinde gezer
terlemiş bardak nemiyle sırılsıklam eder hatta masasını
anlamaz ki masa; bahsi geçen yaprak titremelerden uzakken
ayaklar altında sisli bir istanbul gecesindedir o
ona gelmez karanlık, karanlık bende

yine de benim de
sana tutunasım var; ışığa ihtiyacım var, eksikliğim başıma bela

...

ben sana bakarken işte, arkanda galata
sen bana meşhur, ben sana müşkül
şahsıma munasır korkum acıtıyor tenimi
elimi tut sevgili, istanbul'a gülümse
en kötü bana bak, tutuşsan ne kaybedersin?

roma'da eğer nero etek giydiği için yandıysa
istanbul da ben seni sevdiğim için yansın
yeter ki izle

eray devrim duman
Sonun Icinde
           
Loading...

deviantID

gravismetal
Eray Devrim Duman
Artist | Hobbyist | Literature
Turkey
Eray Devrim Duman'ın hakkında çeşitli söylentiler olmasına rağmen tam olarak kim olduğu teşhis edilememiştir.Söylentilerden ikisi şöyledir:

Birinci söylenti:Eray, edebiyat ile uğraşmaya ilkokula giderken başladı. On iki yaşındayken il genelinde düzenlenen bir yarışmada kısa hikaye birincisi oldu. Şimdiye kadar bir kaç dergi ile çalıştı ve fanzinlerde kendine yer buldu. Bir kaç şiir kitabı yarışmasına girdi ama kazanamadı.

Şuan Sert Sessiz Dergi'de, gulsahsuperbirkizlan.com adreslerinde ve bir kaç tane edebiyat dergisinde işleri yayımlanmaya devam ediyor.

İkinci söylenti: Devrim Istanbulos mitolojisinde ölülere hükmeden yeraltı şehri tanrısıdır. İnananlarının ölüm sayısını artırmak için delice uğraşan bir tanrıdır. Ziyaretçi bakımından zengindir, sonuçta her ölümlü oraya gider. Okurlar onun en değerli misafirleridir. Devrim, kendisini ziyarete gelenlerin yeraltı dünyasını terk etmeleri konusunda oldukça isteksizdir. Kendisi de yeraltı dünyasından pek ayrılmaz zaten.

Kelime anlamı olarak "Devrim" belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik manasına gelmektedir. Onu görünmez yapan bir miğferi vardır. Yeraltı zenginliklerinin sahibidir, yerden çıkan değerli metaller onu bolluk çokluk ve servet tanrısı yapmıştır. Acımasız ve hatta korkunçtur; ama sözünden dönmez ve birçok tanrının aksine kaprisli bir tanrı değildir. Mitolojik öykülerde adı çokça yer almamaktadır. Ancak Devrim'in en önemli sıfatı, ölümün tanrısıdır.

Istanbulos ise ölüler şehrinin de adıdır. Suriçi ve Surdışı olarak ikiye ayrılır. Evrenyus ve yandaşları, yendikleri bütün titan ve müttefiklerini dipsiz Suriçi'ne atmışlardır. Ölen insanlar ise önce Avrupayus Yakası’na, oradan da Suriçi’ne geçer. Ölüleri Anadolyus Yakası’ndan Avrupayus Yakası’na götüren kayıkçıya bu taşımanın bedeli olarak iki sikke altın verilir. Bu sebepten dolayı, Antik Istanbulos’da ölenlerin gözlerine iki altın para konulur.

Devrim her ne kadar birçok zenginliğe sahip olsa da ortalıklarda pek gezinmez, övünmez, konuşmaz, kendi yeraltı şehrinde oturmayı tercih eder. Çünkü sahibi olduğu yeraltı şehri o kadar çirkin bir şehirdir ki, efendisi sürekli saklanır. Bir keresinde Poseidon, Devrim'i utandırmak için üç başlı mızrağını yere saplar ve yeryüzü boydan boya yarılarak Devrim'in çirkin yeraltı şehri Istanbulos meydana çıkar. Az utanı p sinirlenmemiştir Devrim.

Enteresandır ki, Devrim'in yeraltı ülkesine yaşayanlar da ölmeden geçebilmektedir. Ancak diyarın girişini üç kafalı şeytani polisyuslar korur. Herkes o polisyusların dehşetinden korkar ve kimse o kapıyı geçemez. Herkül bir macerasında bu polisyuslarla yüzleşmeye gitmiştir ama atından, patlayan bir silahın üzerine düşerek, yani yanlışlıkla öldürülmüştür.

Favourite genre of music: Rock'n Roll, Gipsy, Heavy Metal
Operating System: Windows Xp
MP3 player of choice: Creative Zen
Favourite cartoon character: Captain Hero
Personal Quote: Eğer yapamam dersen; ne hayalini kur, ne de gel bizim buralara!
Interests
Merhaba,

Yeni bir şeye başladım. Olur mu, güzel mi bilemem ama beğenirsiniz umarım.

Saygılar,

yazaroyku.blogspot.com.tr/
  • Listening to: sky
  • Reading: sky
  • Watching: sky
  • Playing: sky
  • Eating: sky
  • Drinking: sky

AdCast - Ads from the Community

×

Comments


Add a Comment:
 
:iconcanankk:
Canankk Featured By Owner Nov 18, 2015
Teşekkür ederim :iconarrheartplz:
Reply
:iconlusnika:
lusnika Featured By Owner Jan 7, 2011  Hobbyist Photographer
İstanbulos benimdir!
Reply
:iconmasisus:
Masisus Featured By Owner Sep 21, 2010  Hobbyist Photographer
Teşekkür.
Reply
:iconextremebiker:
eXtremeBiker Featured By Owner Jan 20, 2010
Hi,

thank you so much for watching me, glad you like my work !


Have a nice weekend :hug:


António
Reply
:iconmarla-glass:
marla-glass Featured By Owner Nov 24, 2009   Artist
teşekkürler (:
Reply
:iconisik5:
ISIK5 Featured By Owner Nov 6, 2009  Professional Digital Artist
:+fav: için teşekkürler :wave:
Reply
:iconbucuu:
bucuu Featured By Owner Nov 2, 2009
izleme için teşekkür ederim.
Reply
:iconnekrosiz:
nekrosiz Featured By Owner Oct 2, 2009
fav için teşekkür ederim.
Reply
:iconthepluperfect:
thepluperfect Featured By Owner Sep 28, 2009
:hug: bu da izleme icindi.
Reply
:iconamateursoul:
amateursoul Featured By Owner Sep 28, 2009
cook tesekkur :heart:
Reply
Add a Comment: